|
Genel Bilgiler
Adana,
Türkiye'nin güneyinde Akdeniz Bölgesi'nin Doğu Akdeniz
Bölümü'nde yer alan 14.030 km² yüz ölçümüne ve 2.300.000
nüfusa (DİE, 2007 yılı nüfus sayımına) sahip bir ildir.
Adana ili, yönetsel olarak 13 ilçe, 10 bucak ve 547 köyden
oluşmaktadır. Adana ili ve il merkezi Türkiye'nin en önemli
tarımsal üretim bölgelerinden olan Çukurova Deltası'nda yer
alır ve esas olarak gelişimi ve ekonomisi tarımsal üretim ve
tarıma dayalı endüstri yoğunlukludur. Adana kenti, Seyhan ve
Ceyhan nehirlerinin oluşturduğu Çukurova Deltası'ndan
kuzeydeki dağlara doğru hafif bir eğimle yükselen alüvyal
dolgu taraçalardan biri üzerinde, denizden yaklaşık 40 km
içeride (ve kuzeyde) kurulmuştur. Denizden yüksekliği il
merkezinde 23 m'dir. Seyhan Nehri, bu düzlükte bir kaç metre
gömülmüş geniş bir yatak içinde kentin kuzeyinden güneyine
akar. Irmakla kentin kurulduğu düzlük arasındaki düzey
farkının azlığından doğan sel baskınları, Seyhan Barajı'nın
yapımından sonra hemen hemen ortadan kalkmıştır. Adana
kentinin çekirdeğini, sırtını doğuda Seyhan ırmağına dayamış
olan Tepebağ yükseltisinin çevresindeki dairesel yerleşim
oluşturur.
Roma döneminden kalma Taş Köprü, burayı Seyhan'ın sol
kıyısına bağlar. Uzun süre orta halli bir taşra kenti
özelliğini koruyan, nüfusu 20.000-30.000 arası olan Adana;
19. yy'ın ikinci yarısında gelişmeye başladı. Bu gelişme
özellikle 1950'den sonra hızlanarak Adana'ya bugünkü büyük
kent özelliğini kazandırdı. 1886'da, kent, demir yoluyla
Mersin Limanı'na bağlandı. Hicaz Demiryolu Birinci Dünya
Savaşı yıllarında Torosları aşarak Adana'ya ulaştı. Bu
gelişmeler sonucu kent, özellikle 1950'den sonra eski
çekirdeğin çevresinde daha çok Kuzey-Batı'daki istasyona ve
batıya doğru olmak üzere hızla yayıldı, çekirdek bölümde
kimi düzenlemeler yapıldı. Planlı yeni mahalleler kuruldu,
geniş caddeler ve parklar açıldı. Bu gelişmeler sırasında
büyüme Seyhan'ın sol yakasına taştı. Türkiye'deki kentleşme
sürecinin en hızlı olduğu yerleşmelerden biri olan Adana,
Akdeniz Bölgesi'nin ticaret, sanayi ve sermaye piyasası
bakımlarından en önemli merkezidir. Gelişmiş bir yol
şebekesinin kavşak noktası olan Adana'da, havaalanı, çeşitli
düzeyde eğitim kurumları, Çukurova Üniversitesi ve Devlet
Güzel Sanatlar Galerisi vardır. |

 |
|
Eski Çağlarda
Adana
Tarihi
araştırmalardan elde edilen bilgilere göre, Çukurova, Yontma
Taş Devrinden bu yana yerleşim yeri olmuştur. Çukurova'nın
en eski yerleşim merkezlerinden biri Tepebağ Höyüğü ilk
çağlardan kalmadır. Höyükte rastlanan surlarla çevrili kent
çekirdeği burada Neolitik çağda yaşayan kent dönemine ışık
tutmaktadır. Tepebağ'ın güneyinde Taş Köprü'nün bitişğinde
eski kale yıktırılarak yerine Adana Kalesi yaptırılmıştır.
Bu kaleyi daha sonra Mehmet Ali Paşa yıktırmıştır. 1553'te
başlayan Ramazanoğulları devrinde, kent oldukça büyümüş bu
dönemde Ulucami Tuzzhanı, Yağ Camii gibi eserler
yapılmıştır. Adana, Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferinden
Osmanlılar'a bağlanmış, 1608'de eyalet olmuştur. Sırasıyla
Konya, Malatya, Şam, Halep eyaletlerine bağlı kalmıştır. Bir
ara Kıbrıs'tan da idare edilmiş, 1867'de vilayet bundan
sonra da Adana Sancaği'nın merkez ilçesi olmuştur. Bu durum
Fransız işgaline kadar sürmüştür. İşgal sırasında vilayet
merkezi Pozantıya nakledilmiş, işgal sona erince Adana
yeniden vilayet merkezi olmuştur. Cumhuriyet, devrinde çok
gelişmiştir. |
|
Eski Çağlarda
Adana'ya Egemen Olmuş Gruplar
Luvi Krallığı (M.Ö.1900)
,
Arzava Krallığı (M.Ö. 1500-1333) ,
Hitit Krallığı (M.Ö. 1900-1200),
Kue Krallığı (M.Ö.1190-713),
Asur Krallığı (M.Ö. 713-663) ,
Pers Satraplığı (M.Ö.612-333),
Helenistik Dönem (M.Ö. 333-323)
Selökidler (M.Ö. 312-133),
Korsanlar Dönemi (M.Ö. 178-112),
Romalılar (M.Ö.112-M.S. 395)
Orta Çağda
Adana'ya Egemen Olmuş Gruplar
Bizanslılar (M.S.
395-638),
İslam Devri, Selçuklular, Ermeni Krallığı
Yeni Çağda Adana
Mısır Türk Memlukları,
Ramazanoğulları,
Osmanlılar.
|
|
Kurtuluş
Savaşı ve İşgaller Dönemi
Kayıplara sebep
olan I. Dünya Savaşı, siyasi ve ekonomik üstünlük için
birbirleri ile mücadeleye girişen Avrupa devletleri arasında
ve Avrupa'da çıkmıştır. Kısa zamanda mücadele bütün kıtalara
yayılmış ve Osmanlı imparatorluğu da bu savaşın içine
sürüklenmiştir. Sonunda imparatorluk çökmüş toprakları
parçalanmış, anayurt bile düşman istilası altında kalmıştır.
Beş cephede birden ve pek çok devlete karşı savaşmak zorunda
bırakılan Osmanlı Devleti, Mondros Ateşkes Antlaşması ile
imparatorluk topraklarının pek çoğunu düşmana bırakarak
çekilmiştir. İşte bu dönemde Suriye Cephesinde kalan Türk
birliği, o cephede Yıldırım Orduları komutanı olarak bulunan
Mustafa Kemal idaresinde Halep'e çekilerek, tamamen yok
edilmekten kurtarılmıştır. Zamanın sadrazamı İzzet Paşa
tarafından, o sırada grup komutanı Liman Von Sanders'ten
(Alman Komutanı) elindeki tüm grup komuta ve koordinasyon
yetkisini Mustafa Kemal Paşa'ya devretmesi bildirilmiş ve bu
devir-teslim işlerini gerçekleştirmek için 31 Ekim 1918'de
Mustafa Kemal Paşa Adana'ya gelmiştir. Liman Von Sanders
Paşa'nın Yenildik...bizim için her şey bitti sözüne
karşılık, yetkiyi teslim alan Mustafa Kemal Paşa Savaş
müttefikler için bitmiş olabilir ama bizi ilgilendiren
savaş, kendi istiklalimizin savaşı, ancak şimdi başlıyor
karşılığını vermiştir. İşte bu sözlerin özetlediği ve
vurguladığı mücadele yılları 1922'ye hatta politik
anlaşmaların bitimine kadar yani 1923'e kadar sürmüştür.
Toros geçitlerini tutmaya çalışan Bnb. Menil komutasındaki
Fransız taburu, milli kuvvetler karşısında tutunamayarak
kaçmaya çalışmış, ancak Karaboğazı'nda çevrilerek esir
alınmıştır. İşte Fransız taburunu esir alan 40 kişilik
Kahraman Milis Müfrezesi Bucak Köyü'nde görülüyor.
Mustafa Kemal Paşa 31 Ekim 1918'de geldiği Adana'da 11 gün
kalmış, etrafın ve halkın durumunu inceleyerek bunu Genel
Kurmay Başkanlığı'na bildirmiştir. Bu telgraflarda sadece
mevcut durum değil, ileriye dönük düşünce ve uyarılar da yer
almıştır.
İskenderun'a asker çıkararak işgal teşebbüsünde bulunurlarsa
ingilizlere ateş açılacağını zamanın hükümet ve başbakanına
telgrafla bildiren Mustafa Kemal Paşa, aynı zamanda kendine
bağlı kumandalara da benzer bir emir vermiştir. Verilen emre
göre denizden İskenderun'a çıkartma yapmak isteyen İngiliz
ve Fransızlar'a ateşle karşı konulacaktır. Tarihi açıdan
bakılacak olursa, Adana'dan verilen bu ilk emir Türk
Kurtuluş Savaşı'nın ilk emridir. Nitekim, 15 Mart 1923'te
Adana'ya tekrar gelen Mustafa Kemal Paşa bu durunu şu
sözleriyle toplum ve tarih önünde kanıtlamıştır:
Bende bu vekayiin ilk hiss-i teşebbüsü bu memlekette, bu
güzel Adana'da vücut bulmuştur.
Adana'dan İstanbul'a gönderilen telgrafların hiçbir olumlu
etkisi olmadığı gibi, kısa bir süre sonra Yıldırım Orduları
Grubu ve 7. Ordu Karargahı lağvedilmiş ve Mustafa Kemal Paşa
İstanbul'a çağrılmıştır.
Adanalılar, İstanbul Hükümetinin 23 Kasım 1918 tarihli,
Adana ve dolaylarının boşaltılmasını zorunlu kılan kararını
büyük tepki ile karşılamışlardır. Durumu protesto eden,
böyle bir harekatın yaratacağı vahim hadiseleri vurgulayan
bir telgraf dönemin İçişleri Bakanına yollanmıştır. Kısa bir
süre sonra işgal kuvvetleri Mersin limanından Çukurova'ya
girmiş, tüm kilit noktaları kontrol altına almış ve sonra
Adana'yı işgal etmişlerdir. Bu işgal sırasında Türklere ait
bütün sembol, arma, işaret ve levhalar yok edilmiş ve
sistemli şekilde Türk halkının soykırımı yoluna gidilmiştir.
Fransıs işgal kuvvetleri tarafından yine çok planlı ve katı
bir şekilde uygulanan diğer bir işlem de Adana, Çukurova ve
civarı bölgelere Ermenilerin yerleştirilmesi olmuştur. 1915
yıllarında yani I. Dünya Savaşı sırasında Anadolu'nun Doğu
yöresinde isyan eden Türk halkını öldürüp, işkence eden ve
Ruslara yardım ederek ülke içinde 5. kol olarak çalışan
Ermenilerin 1915 tarihli Tehcir Kanunu ile Suriye'ye zorunlu
göçleri sağlanmıştır. 1918'de Adana ve Çukurova'yı işgal
eden Fransızlar kendi birlikleri içinde özellikle Ermeni
askerleri getirdikleri gibi, Suriye'den 70 bin Ermeniyi
Adana'ya, 12 binini Dörtyol'a, 8 binini Saimbeyli'ye
yerleştirmişlerdir. Hatta Antep ve Maraş çevresine de 50
binden fazla Ermeni getirilmiştir. Bütün bu gayretler adeta
I. Haçlı Seferi sırasında olduğu gibi yine Avrupa
devletlerine bu bölgede ileri karokol görevini görecek bir
Ermeni Krallığının yeniden oluşturulması içindi. 1918-1919
yıllarında Adana'da tam bir terör ve cinayet dönemi
yaşanmıştır.
Bunlar arasında Abdiağa Çiftliği Olayları, şehir içi
cinayetleri, Taşköprü'de Türklerin çarmıha gerilişi ve
kırbaçlanarak öldürülüşü gibi olaylar toplum şuurundan ve
hatırasından çıkmayacak olaylar haline gelmiştir. Bunca
terör ve baskı arasında Adana ve yöredeki Türkler,
örgütlenerek Kilikya Milli Kuvvetler Teşkilatını
oluşturmuşlardır. Çukurova, bölgelere ayrılarak, her bölgeye
milis kuvvetleri ve komutanı atanmış ve bölge bölge tüm yöre
bu milli direnme ve mücadele teşkilatının denetimine
girmiştir. Şubat 1920'den itibaren milli kuvvetler düşmana
karşı zaferler kazanmaya başlamış ve her zafer daha iyi bir
örgütlenme ve daha yüksek bir moral kuvveti
sağlamıştır.1920'de Toroslar'dan Fransızlara saldırı
başlatılmıştır. Sonuçta 27 Mayıs 1920'de Fransız orduları
komutanı Menil, milli kuvvetler tarafından esir alınmıştır.
Kar Boğazı Olayı olarak bilinen olay, Kuvayi Milliyenin ilk
siyasi zaferidir. Bunu takiben 28 Mayıs 1920'de Fransızlar
Mersin-Adana hattına çekilmişler ve kuzey Çukurova (Kozan ve
diğer dağlık bölgeler) tamamen kurtarılmıştır. Düzlük,
ovalık yörelerde Ermeniler zulüm ve şiddeti artırmışlar ve
sayısıs cinayetler işlemişlerdir. 10 Temmuz 1920'de
Ermeniler tarafından Türklere karşı büyük bir şiddet ve
soykırım harekatına girişilmiş ve bu harekat sonucu
onbinlerce Türk Toroslara doğru kaçmıştır. Dörtgün süren bu
hareket tarihte Kaç Kaç olayı olarak isimlendirilmiştir. 5
Ağustos 1920'de Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Bey (Çakmak) ve
milletvekilleri Pozantıya gelmiş ve orayı il haline
getirerek Pozantı Kongresini yapmışlardır.
Daha büyük direnişe geçen Türkler çok büyük kayıplar
vermişlerdir. Buna rağmen Kasım 1920 sonlarında Fransızları
ağır yenilgiye uğratmayı başarmışlardır. Sonuç olarak
Fransa, T.B.M.M. hükümetini resmen tanıyarak barış yoluna
gitmiştir. Türk-Fransız barış anlaşması, 20 Ekim 1921'de
Ankara'da yapılmıştır. Bu anlaşma gereğince 5 Ocak 1922'de
Fransızlar Çukurova'dan tamamen (getirdikleri Ermenileri de
beraberinde götürerek) çekilmişlerdir. Fransızlarla
gidemeyen veya yerli olan Ermeniler de bölgeden
kaçmışlardır. Bunlardan 120 bini tekrar Suriye'ye, 30 bini
Kıbrıs veya İstanbul'a gitmişlerdir. 5 ocak 1922 tarihinde
Adana'nın kuzey batısından şehre giren Sırkıntı takım
komutanlığına bağlı Berber, Sırkıntı, Karsantı,
Kırıntılılardan oluşan Türkmen milisler enkaz haline gelmiş
ve tamamen Türklerin terk ettiği bir Adana ile
karşılaşmışlardır. 5 Ocak 1922 kurtuluşunu kutlama amacı ile
Büyük Saat ile Ulu Camii arasına çok büyük bir bayrak
çekilmiş ve daha sonra bu bayrak çekilmesi olayı il'in
kurtuluş günlerinde tekrarlanmıştır. Bayrak Adana'nın
simgesi haline gelmiştir. Adana ve Çukurova halkı milli
kuvvetlere katılarak yurdun diğer cephelerinde de çarpışmış
ve anavatanı düşmandan kurtarma mücadelesinde sonuna kadar
yer almışlardır.
Atatürk'ün Adana Seyahatleri Atatürk Cumhuriyetin
kuruluşundan önce üç defa, Cumhuriyet'in ilanından sonra
altı defa olmak üzere Adana'ya dokuz defa gelmiştir.
|